Esogu , Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Öğrencileri Web Sitesi Ogü Öğrenci,Ogu Öğrenci,Eskişehir Öğrenci,Eskişehir Apart,Eskişehir Müzik,Eskişehir 222,Eskişehir Ares,Eskişehir Amatör
Evrim ve Yaratılışçılık?
A Hey Hey Hey
Yönetici Grubu| Şifre Destek| Hakkımızda

Prof. Dr. Hasan Hüseyin Erkaya soruları hazırlanıyor.
Etkinlik Takvimi ve Profil Eklentileri sebebiyle sitemizde ufak tema hataları olabilir.Şimdiden Özür Diliyoruz!

Tiyatro Gösterimi - Bahar Noktası
ETkinlik: 3/12/2008, 21:00
Forum:  Esogü Öğrencisi Özel Kampüsü » Ogü Etkinlik Rehberi

Yazar: qwerty
Tarih: 1/12/2008, 20:53
Cevap: 1
Gösterim: 30
Konu: Bahar Noktası (William Shakespare)

Düzenleyen: Esogü Tiyatro Topluluğu

Tarih: 3 Aralık 2008, Çarşamba

Saat: 20.00

Yer:Prof.Dr.Necla Özdemir Salonu
Söyleşi - Arazi Anıları ve Yol Hikayeleri
ETkinlik: 4/12/2008, 15:00
Forum:  Esogü Öğrencisi Özel Kampüsü » Ogü Etkinlik Rehberi

Yazar: qwerty
Tarih: 1/12/2008, 20:57
Cevap: 0
Gösterim: 19
Konu:Arazi Anıları ve Yol Hikayeleri

Konuşmacı: Yrd. Doç Dr D.Ümit Şirin, Yrd. Doç Dr Hakan Çalışkan, Uzman Figen Çalışkan

Düzenleyen : FEF Zooloji Klubü

Tarih: 4 Aralık 2008, Perşembe

Saat: 14...
Konferans -Dünden Bugüne İnsan Hakları Kavramının Evrimi
ETkinlik: 4/12/2008, 15:00
Forum:  Esogü Öğrencisi Özel Kampüsü » Ogü Etkinlik Rehberi

Yazar: qwerty
Tarih: 1/12/2008, 21:48
Cevap: 0
Gösterim: 21
Konferans

Konu: Dünden Bugüne İnsan Hakları Kavramının Evrimi

Konuşmacı: Yrd. Daç. Dr. Mehmet Kayıran

Düzenleyen FEF Tarih Bölümü

Tarih: 4 Aralık 2008, Perşe...
SYMBIOSE Bilgilendirme Toplantısı
ETkinlik: 4/12/2008, 16:00
Forum:  Esogü Öğrencisi Özel Kampüsü » Ogü Etkinlik Rehberi

Yazar: qwerty
Tarih: 1/12/2008, 22:07
Cevap: 5
Gösterim: 46
Bilgilendirme Toplantısı

Konu: Avrupa Biyoloji Öğrencileri Sempozyumu Bilgilendirme Toplantısı (SYMBIOSE)

Düzenleyen FEF Biyoloji Bölümü Öğrencileri

Tarih: 4 Aralık 2008, Perşembe

[...
Konferans - Bilgimizde Gönlümüzün Yeri Nedir?
ETkinlik: 5/12/2008, 15:00
Forum:  Esogü Öğrencisi Özel Kampüsü » Ogü Etkinlik Rehberi

Yazar: qwerty
Tarih: 1/12/2008, 22:12
Cevap: 0
Gösterim: 27
Konferans

Konu:Bilgimizde Gönlümüzün Yeri Nedir?

Konuşmacı: Prof. Dr. Ahmet İmam

Düzenleyen FEF Fizik Bölümü Fizik Klubü

Tarih: 5 Aralık 2008, Cuma

Saat: 1...
Etkinlik Takvimi
Etkinlik Takvimi Etkinlik Takvimi
Çar 03.12.2008 Per 04.12.2008 Cum 05.12.2008 Cmt 06.12.2008 Pzr 07.12.2008 Pts 08.12.2008 Sal 09.12.2008
Başlık Tiyatro Gösterimi - Bahar Noktası
Başlık Söyleşi - Arazi Anıları ve Yol H...
Başlık Konferans -Dünden Bugüne İnsan H...
Başlık SYMBIOSE Bilgilendirme Toplantısı
Başlık Konferans - Bilgimizde Gönlümüzü...
Yeni mesajlar

 Forum » TARTIŞALIM » Haftanın Güncel Tartışması & Anketi » Evrim ve Yaratılışçılık?

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder
 

Evrim? Yaratılışçılık?
Evrim vardır, Yaratılış diye bir şey yoktur.
16%
 16%  [ 4 ]
Evrim çok mantıklı geliyor kabul ediyorum, Ancak dinden ötürü yaratılışa da inanıyorum.
0%
 0%  [ 0 ]
Evrimde'de Yaratılışta vardır, Ancak bilinmeyen yönleri ile ileride birleşecektir
33%
 33%  [ 8 ]
Yaratılışa inanıyorum, Evrim hakkında da fikir ve yargıda bulunmuyorum
4%
 4%  [ 1 ]
Yaratılış vardır, Evrim ise tam bir saçmalıktır.
45%
 45%  [ 11 ]
Toplam Oylar : 24

Yazar Mesaj
Joker
Admin


...Toz oldum...
Çevrimiçi

Bölüm: Biyoloji
Üni. Giris Yılı: 2005
Şehir: Eskişehir

20 Haz 2008 02:05 am >> MesajEvrim ve Yaratılışçılık?

Yüzlerce yıldır Evrim ve Din hep birbiri ile çakışmıştır... Evrim ne kadar mantıklıdır? Yaratılış gerçek midir?

Sizin görüşleriniz ne durumda?





Evrim Teorisi Nedir?


Evrim düşüncesini değil ama geçerliliğini bugün de sürdüren evrim kuramını Charles Darwin (1809 - 1882)'e borçluyuz. Fizik ve astronomide Galileo ile Newton'un yeri ne ise Darwin'in biyolojideki konumu odur. Kısaca demek gerekirse, Darwin'in evrim kuramı birbirini tamamlayan iki öğe içermektedir: Canlı dünyada değişik biçim ve türlerin ortak bir kökten kaynaklanarak geliştiği; (2) Canlılar arasında «yaşam savaşımı» ve «en uyumlunun ayıklanmaktan kurtulması» diye dile getirilen evrimin gerçekleşme düzeneği. Ayrıntılı açıklamayı ileriki bölümlere bırakarak, şimdi genel bir belirlemeyle yetineceğiz.

Darwin canlıların ortak bir kökten kaynaklandığı savını ilk ortaya atan kişi olmamakla birlikte, bu savı doğrulayan çok sayıda değişik gözlemsel kanıt ortaya koymuştur. Böylece söz konusu sav salt bir tahmin ya da hipotez olmaktan çıkmış, bilimsel bir önerme niteliği kazanmıştır. İkinci noktaya gelince, evrim sürecinin düzeneğini oluşturan «doğal seleksiyon» ilkesi Darwin'in asıl önemli katkısı olarak bilinir. Doğal seleksiyonun anlamı nedir, nasıl işlemektedir?


Tüm gözlemler canlıların (bitkiler ve hayvanlar) doğanın besleyemeyeceği sayı ve hızda çoğaldığını göstermektedir. Öyle ki, her kuşakta bireylerin pek çoğu erginlik çağına ulaşmadan yok olmaktan kurtulamaz. Bir türdeki bireylerden hangilerinin yaşamı sürdüreceği, hangilerinin yok olup gideceği nasıl belirlenmektedir? Canlılar dünyasında bir eleme düzeneği işlemektedir. Bu elemede rastlantı ya da şansın rolü yok değildir. Ama asıl neden bireysel farklar (kalıtsal varyasyonlar) ve bu farkların çevresel koşullara uyum sağlamadaki rolüdür, denebilir. Canlılar aynı türden de olsalar birbirlerinden çeşitli yönlerden farklılıklar gösterir. Hatta aynı ana -babadan olan kardeşler arasında bile gözlenebilir farklar vardır. Belli bir çevrede aynı türden olan ama özelliklerinde az ya da çok farklar gösteren bireyler sınırlı olanaklar için yarışmak, yaşam savaşımı vermek zorundadırlar. Bu savaşımda çevre koşullarına uyum kurma (adaptasyon) bakımından özellikleri daha elverişli olanların üstünlük sağlaması, diğerlerinin yenik düşüp elenmesi kaçınılmazdır. Sözgelimi, görecel olarak daha hızlı koşan tavşan ve geyiklerin düşmandan kurtulma, daha çevik kedilerin avlarını yakalama, aslan ve kaplanlardan daha güçlü olanların çiftleşip döl verme, boynu daha uzun zürafaların beslenme olanakları daha fazladır kuşkusuz. Milyonlarca yıllık süreler düşünüldüğünde yaşam savaşımı veren birey veya toplulukların özelliklerindeki farkların nasıl yeni ya da daha gelişmiş türlere yol açtığı kolayca anlaşılır. Darwin canlıların kalıtsal olan özellikleri arasındaki farkları işleyen doğal seleksiyon düzeneğinin amipten insana uzanan evrim sürecini yeterince açıkladığı inancındaydı. Ne var ki, doğal seleksiyon kimi yönleriyle ne ilk ortaya atıldığında ne de bugün tartışma konusu olmaktan kurtulamamıştır. Teologlar bir yana, kimi biyologların da evrimi açıklamada bu düzeneği yeterince doyurucu bulmadıklarını biliyoruz.



Evrim bir amaca yönelik midir?

Normal olarak evrim uyum sağlayıcı bir süreçtir. Evrimle oluşan organizmaların çevrelerine ve yaşam koşullarına, çoğu kez inanılmaz bir incelik ve beceriyle uyum sağladıklarını biliyoruz. Görünüre bakılırsa, uyum kurma amaçlı bir davranıştır. Ancak modern biyolojinin en parlak başarılarından biri uyum olayında yansıyan erekliliğin yalnızca görünürde kalan bir izlenim olduğunu ortaya koymuş olmasıdır. Hatta buna, antropomorfik bir yanılgı da diyebiliriz. Evrim kuramı uyumun, varyasyonun ve varyasyonun yol açtığı doğal seleksiyonun otomatik bir sonucu olduğu tezini içermektedir. 17. yüzyıla gelinceye dek bilimsel çevrelerde bile göksel cisimlerin Tanrısal bir düzen ve güdüme bağlı olarak devindiklerine inanılmaktaydı. Oysa astronomi ve fizik alanlarındaki ilerlemeler, aynı düzenin mekanik yasalar çerçevesinde açıklanabileceğini göstermiş, doğal olayların doğaüstü güçlere başvurularak açıklanmasının gereksizliğini ortaya koymuştur.


Canlılarla yaşam çevreleri arasındaki uyum da bizi yanıltmamalıdır. İlk bakışta belli bir plan ya da amacı yansıtır görünen uyum aslında uzun süreli doğal bir ayıklanmanın, yaşam savaşımında başarılı bireylerin çoğalmasına olanak veren bir düzeneğin (doğal seleksiyonun) ürünüdür. Doğadaki düzen, doğal süreçlerin oluşturduğu bir dengedir; bilim, doğa dışı nedenler aramaz.


Evrim raslantı varyasyonlarla açıklanabilir mi?

Kuşkusuz evrim kuramının bugün bile çeşitli noktalarda yetersizliği gösterilebilir. Bilindiği gibi, «canlı» dediğimiz organizma değişik işlevli organlarıyla koordine edilmiş bir bütündür. Bir parçasında oluşan bir aksaklık organizmanın tümünün işleyişini etkiler. Örneğin, görme işlevine ilişkin yapılaşmayı alalım. Görmek için çok sayıda düzeneğin işbirliğine ihtiyaç vardır: göz ve gözün iç düzeneklerinin yanı sıra beyindeki özel merkezlerle göz arasındaki bağıntılardan söz edilebilir. Bu karmaşık yapılaşma nasıl oluşmuştur?


Biyologlara göre evrim sürecinde, gözün oluşumunda ilk adım kimi ilkel canlılarda deri üzerinde ışığa duyarlı küçük bir bölümün belirmesiyle atılmıştır. Ancak doğal seleksiyonda bu kadarcık bir oluşumun kendi başına canlıya sağladığı avantaj ne olabilir? Öyle bir oluşumla birlikte beyinde görsel merkez ile ona bağlı sinir ağının da kurulması gerekir. Oldukça karmaşık olan bu birbirine bağlı düzenekler kurulmadıkça «görme» dediğimiz olayın ortaya çıkması beklenemez. Darwin varyasyonların rasgele ortaya çıktığı inanandaydı. Öyle olsaydı, görmenin gerektirdiği o kadar çok sayıda varyasyonun organizmanın değişik yerlerinde aynı zamanda oluşup uyum kurması gizemli bir bilmeceye dönüşmez miydi? Bu güçlüğü Darwinciler iki yoldan açıklamayı denemişlerdir: İlkin organizmadaki bir değişikliğin herhangi bir noktada sınırlı kalmadığı, organizmanın tümünü etkilediği savına başvurulmaktadır. Darwin «korelasyon ilkesi» dediği bu savı kimi örneklerle desteklemeye çalışmıştır. Örneklerden biri mavi gözlü beyaz kedilerin sağır, tüysüz köpeklerin dişlerinin zayıf oluşudur. Ne var ki, kimi eleştiricilerin de belirttiği gibi, bu tür olaylar korelasyon ilkesini değil, olsa olsa birlikte giden değişiklikleri örneklemektedir. Tüyler ile dişlerin gelişimi aynı koşullara bağlıdır; birini aksatan nedenler diğerini de etkiler. Oysa görme için birbirini tamamlayıcı bir dizi değişikliklere ye bunların tam bir uyum ve eşgüdüm içinde çalışmasına ihtiyaç vardır. Bu nedenle görmenin oluşmasını gelişigüzel varyasyonlardan yola çıkan doğal seleksiyonla açıklama yerine, belki de Darwincilerin kolayca içlerine sindiremeyecekleri içten gelen yönlendirici bir ihtiyaç ya da eğilime bağlamak daha yerinde olur. Böylece değişik düzeylerdeki organizmaların (örneğin, omurgalılar ile mollusc'ların) görme düzeneklerindeki raslantı sayılamayacak yakın benzerliği de açıklama olanağı doğmaktadır*. Sıradan bir mollusc olan Pecten'in gözünde bizimkinde olduğu gibi retina, kornea ve selüloz dokulu lens vardır. Şimdi evrim düzeyleri bu denli farklı iki türde bir dizi raslantıyı gerektiren bu yapılaşmayı salt doğal seleksiyonla nasıl açıklayabiliriz?


Bu soruyu soranlardan biri de Yaratıcı Evrim adlı kitabında Darwinciliğin mekanik anlayışına karşı çıkan filozof Henri Bergson'dur:


Nasıl olur da sonsuz denecek kadar çok birtakım küçük varyasyonlar, eğer bu varyasyonlar salt raslantı ise, evrimin birbirinden bağımsız iki kolu üzerinde aynı planı izlesin? Evet, nasıl olur da tek tek alındığında hiçbir işe yaramayan birtakım varyasyonlar iki kolda da doğal seleksiyonla aynı sıra veya düzende korunarak biriktirilmiş olsun?


Darwincilerin bu soruya doyurucu yanıt verip vermedikleri tartışılabilir.




Bilimsel Yaratılışçılık


Evrim gerçeği üzerine bilimsel tartışmalar, günümüzden çok önce kanıtların eleştirilerin üstesinden gelmesiyle 1800'lü yılların sonunda bitmiştir. Doğal seçilimin, adaptasyon ve çeşitliliğin her ikisinden de sorumlu birincil süreç olup olmadığı ise, modern sentezin (= Evrimsel Sentez) Darwin'in 4 önermesine mekanistik bir temel sağladığı ve mikro ile makro evrimi birleştirdiği zaman olan 1930'lara kadar tartışıla gelmiştir. Doğal seçilim ile evrim, günümüzde biyolojideki en büyük bütünleştirici düşünce olarak görülmektedir. Doğal seçilim ile evrimin geçerliliği üzerine bilimsel tartışmalar yarım-yüzyıldan çok önce sona ermiş olmasına rağmen, politik ve felsefi tartışmalar ABD ve Avrupa'da halen devam etmektedir (Holden 1995; Kaiser 1995). Bu tartışma nedir ve neden yapılmaktadır?

TARTIŞMANIN TARİHİ

1925'te Scopes'un Maymun Davası muhtemelen Darwin'in ilk yayınından bu yana hiddetlenen dinsel tartışmanın en ünlüsüdür (bkz. Gould 1983, deneme 20). Bir biyoloji öğretmeni olan John Scopes, kamu okullarında evrimi okutmayı yasaklayan kanunun Tennessee Eyaleti Butler Yasası'nı ihlal ederek Darwinizm okuttu. Ünlü bir politikacı ve tutucu bir hatip olan William Jenning Bryan soruşturmanın avukatıydı; neslinin en ünlü savunma avukatı olan Clarence Darrow ise Scopes'u temsil etmektedydi. Scopes suçlu bulunup 100 dolar para cezasına çarptırılmasına rağmen, dava geniş ölçüde evrim lehine büyük bir zafer olarak algılandı, çünkü Bryan, tanıklık kürsüsünde "Yaratma" 1:1-2:4'te tanımlanan yaratılışın altı gününün her birinin 24 saatten daha fazla sürmüş olabileceğini ileri sürdü. Bu yaratılışçı bakış açısının bütünlüğünün dağılması ve ciddi tutarsızlığı olarak görüldü. Ancak, ABD okullarında evrim okutma üzerine tartışmaları sonlandırmaktan çok uzak olan "Scopes Davası" sadece yoldaki bir duraktı.

Butler Yasası, gerçekte 1967'ye kadar kitaplarda da kaldı; Epperson v. Arkansas ABD Anayasa Mahkemesi'nin evrim öğretimi yasağı konusundaki yasayo kaldırması 1968'den önce değildir. Gerekçeli karar, ABD Anayasası'ndaki kilise ve devletin ayrımına dayandırıldı. Buna cevpa olarak, Birleşik Devletler'deki tutucu din çevreleri kendi argümanlarını "Yaratıcılık Bilimi" adı altında yeniden formüle ettiler ve Türlerin Kökeni'ne alternatif bir teori olduğunda ısrar ettikleri bir teorinin okutulması için eşit zaman talep ettiler.1970 sonlarına gelindiğinde, 26 eyalet yasama meclisi eşit-zaman yasasını tartışmaktaydı (Scott 1994). Arkansas ve Louisiana'nın böyle bir yasayı geçirmesi, sadece eyalet mahkemesinde iptal edilmesinden başka bir işe yaramadı. Mahkeme 1987'de (Edwards v. Aquillard) yaratılışçılığın temelde dinsel bir düşünce olduğunu bu nedenle kamu okullarında okutulmasının yerel mahkemenin ilk düzeltme kanununun ihlali olacağına karar verdi. Ancak, iki yargıç, resmi olarak yine de öğretmenlerin evrime alternatif teorileri de sunmalarının kabul edilebileceğini yazdılar (Scott 1994).

Evrim karşıtlarının buna yanıtı,, literatürlerinden yaratılma ve yaratıcı gibi sözcükleri çıkarmak veya evrimin olmadığı üzerine ya da yaratıcının varlığını günümüz organizmalarının uyumundaki mükemmellikten dolayı ima eden "Akıllı Tasarım Teorisi" olarak bilinen (Scott 1994; Schmidt 1996) bir önerinin okutulması için eşit zaman talep etmek oldu. Organizmaların mükemmel ve karmaşık oluşları, aslında doğal seçilim yoluyla evrime verilmiş zaman-ayrıcalıklı bir itiraz konusudur. Darwin bunun farkındaydı; Origin'de "Teorinin Zorlukları" adlı bölümde bir seksiyona ayırdığı başlık "Aşırı Mükemmel Organlar" idi. Doğal seçilim, genomdaki rastgele değişimleri seçmek yoluyla omurgalı gözü gibi kusursur ve tam bir özelliği nasıl oluşturabilir?

DOĞADA MÜKEMMELLİK VE KARMAŞIKLIK

1802'de İngiliz rahip William Paley, "Ayrı Yaratılma Teorisi"ni günümüzde klasik olan bir argüman ile desteklemiştir. Eğer bir kişi bir saat bulur ve özellikle kompleks ve tam bir enstruman olduğunu keşfederse, bunun doğal olarak oldukça yetenekli bir saatçi tarafından yapılmış olduğuna hükmedecektir. Paley, böylece saat ile omurgalı gözünün mükemmelliği arasında bir paralellik kurdu ve okurlarını amaçlı ve mükemmel bir Yaratıcı'nın varlığı sonucunu çıkarmaya çağırdı. Organizmaların o kadar iyi yapılmış olmalarından dolayı, bilinçli bir tasarımcının işi olmak zorunda olduklar iddiasında bulundu. Bu mantık bugün bile yaratılışçılar tarafından kullanılmakta olup, "Tasarım Argümanı" olarak bilinir (Dawkins 1986).

Doğal dünyayı Mükemmel ve karmaşık olarak algıladığımız için, doğal seçilim yoluyla evrim inanışa meydan okuyor gibi gelebilir. Gerçekte, burada iki kaygı vardır. Bir tanesi, rast gele değişmenin nasıl düzene yol açtığıdır. Mutasyonlar şans olaylarıdır, öyle ise populasyonda varyasyonların oluşması da rastgeledir. Ancak bu varyant ya da mutantların seçilimi rastgele değildir: Uyum gücünü arttırmak anlamında yönlüdür. Bizim doğal DÜnya'da oldukça düzenli, kompleks ve hatta mükemmel olarak algıladığımız adaptasyonlar - yani uyum gücünü artıran yapı ya da davranışlar - dır. Ancak süreçle ilgili olarak hiçbir şey bilinçli ya da akıllıca değildir. Biyolog Richard Dawkins bu noktayı, doğal seçilime "kör saatçi" şeklinde atıfta bulunarak çok iyi yakalamıştır.

İkinci ve diğeriyle yakından ilişkili kaygı, omurgalı gözü gibi kompleks ve tam yapıların, Darwin'in belirttiği küçük değişmelerin tedricen birikmesi yoluyla, nasıl oluşabildikleridir? Her evrimsel adım bir populasyondaki bireylerin uyum gücünü artırmak zorunda olmalıdır. Örneğin, Micheal Behe adlı bir yaratılışçı (1996), biyokimyasal yollar gibi biyolojik sistemlerin "parçalanamaz biçimde kompleks" olduklarını ve bunların doğal seçilimle ortaya çıkmalarının mümkün olmadığını ileri sürmüştür. Darwinizm, aksine, kompleks yapıların bir seri ara aşamalar ya da dereceli formlar yoluyla evrimleştiğini öne sürer. Bu doğru mudur?. Örneğin, gözü ele aldığımızda, bazıların diğerlerinden daha kompleks olduğu bir form çeşitliliği bulmakta mıyız?

Bu sorunun cevabı "evet" tir. azı tek hücreli türlerde gerçekten de görevleri göze analog olan hücre organelleri bulunur. Örneğin, euglenoid olarak bilinen bir grup protozoanın göz lekeleri, bir tarafları bir grup pigmentle sarılmış ışık soğuran moleküller içerir. Bu moleküller ışığı soğurduklarında yapısal değişmelere uğrarlar. Işık sadece bir taraftan ulaştığı için, bu moleküllerde meydana gelen değişmeler ışığın canlıya nereden geldiği konusunda yararlı bilgiler verir. Bazı dinoflagellatlar ise pigment çanağı üzerine ışığı yoğunlaştırabilen mercek benzeri hücre organellerine sahiptirler. Ancak bu tek hücreleri protistlerin sinirsel işleyiş kapasiteleri olmadığı için, görüntü oluşturabilmeleri olası değildir. Bu gözler daha çok, su sütununda hücrenin bulunduğu derinlik konusunda bilgi sağlamada işlev görerek, hücrenin yön bulması ve ışığa doğru yüzmesine yardım ederler.

Daha kompleks gözler fotoreseptör olarak adlandırılan bir temel üniteye sahiptirler. Bu tip bir göz, ışık soğurmaya yarayan bir pigment içeren bir hücredir. çok hücreli gözün en bait tipi, bir kaç fotoreseptör hücreyi bir çanak ya da çanak benzeri bir düzende bulundurur ve Şekil 3.11a ve 3.11b'de gösterilmiştir. Bu tip göz yassı kurtlar, poliketler (Annelida filumuna ait solucanlar), bazı crustaseler (karides, yengeç vb.) ve bazı omurgalıları da içeren çok çeşitli taksonlarda bulunmaktadır. Bu organlar yön bulma ve gün uzunluğunu belirlemede kullanılırlar (Willson 1984; Brusca ve Brusca 1990). Şekil 3.11c'de gösterilenler gibi, biraz daha kompleks gözler bir mercek gibi işlev gören, dar aralıklı bir optik çukura sahiptirler ve en azından bazı türlerde görüntü oluşturma yeteneğinde olabilirler. Bunlar birkaç nemertinde (şerit kurtlar) ve annelidlerde (halkalı solucanlar), kopepod krustaseler ile abalone ve nautiloidlerde bulunur. En kompleks göz (Şekil 3.11d), omurgalı ve ahtapot gözünde olduğu gibi fotoreseptör hücrelerin konkav bir retinada ya da böcekler ya da diğer arthropodların bileşik gözlerinde olduğu gibi konveks bir retinada dizilmesi temelinde iki fonksiyonel kategoriye ayrılırlar (Goldsmith 1990). Bu gözler merceklere sahip olup, birçok durumda görüntü oluşturma yeteneğindedirler. (Not:Şekil 3.11 için ekte sunulan fotografı açınız).

Ancak burada gözden geçirdiğimiz daha basit gözlerin daha gelişmiş yapılara giden yolda geçiş formlarını temsil etmediklerini bilmek önemlidir. Yaşayan canlılarda bulunan göz lekesi, pigment çanakları ve optik çanak ışığın algılanması problemine günümüzdeki adaptasyonlardır. Atasal formlar değildir. Ancak burada tartışılan göz tiplerinin, evrimsel bir yol oluşturduklarını ileri sürmek mantıklıdır (Gould 1983, deneme 1). Yani omurgalı, ahtapot ve böceklerde bulunan kompleks gözlerin evriminde, buna benzer gözlerin geçiş evrelerini oluşturduğu akla uygundur. Bu, Darwin'in aynen "oldukça mükemmel organlar" bölümünde tartıştığı şeydir (gözlerin evrimi konusunda daha fazla bilgi için bkz. Salvini-Plawen ve Mayr 1977; Nilsson ve Pelger 1994; Quiring vd. 1994; Dawkins 1994).

DİĞER İTİRAZLAR

Yaratılışçıların devamlı olarak kullandıkları 4 argüman daha vardır ve evrimsel perspektiften cevaplar şunlar olacaktır (bkz. Gish 1978; Kitcher 1982; Futuyma 1983; Gould 1983 deneme 19,20,21; Dawkins 1986; Swinney 1994):

1.) Doğal seçilim yoluyla evrim çürütülemeyen ve sınanabilir öngörülerde bulunmadığı için bilimsel değildir. Darwin'in 4 önermesinden her biri bağımsız olarak sınanabilir; öyle ise teori,düşüncelerin bilimsel kabul edilmesi için sınanabilir olması gerektiği klasik kriterine uymaktadır.. Ayrıca, evrim çalışan biyologların önermelerde bulunmadıkları iddiası doğru değildir. Paleontologlar turin olarak (ve doğru biçimde) hangi tabakanın, belli fosil tiplerini bulunduracağını önceden bildirirler (muhteşem bir örnek keseli memelilerin Antarktika'da bulunacaklarıydı); Peter ve Rosemary Grant evrimsel teori temelinde istatistiksel yöntemler kullanarak, 1980 sonraları ve 90 başlarındaki seçilim olayı sırasında ispinoz karakteristiklerinin değişme miktarı ve yönünü doğru biçimde önceden tahmin ettiler (Grant ve Grant 1993, 1995). Ancak, bilimsel yaratılışçılığın, önder savunucularından Dr. Duane Gish (1978, s 42) ifadesiyle bir oxymorona dayanır: "Bilimsel inceleme ile Tanrı tarafından kullanılan yaratma süreçleri hakkında hiçbir şey keşfedemeyiz."

2-) Dünya 6000-8000 yıl gibi kısa bir süre önce yaratıldığından, Darwinist evrimin adaptasyon ve yaşayan canlılardaki gözlenen çeşitliliği üretmek için yeterli zamanı olmamıştır. Yaratılışçıları sözde bilimcileri genç-Dünya teorileri sunarlar ve çoğu jeolojik yer şekilleri ve tabakaların NUH zamanındaki tufan sırasında oluştuğunu iddia ederler (örneğin, bkz. Gish 1978 ve Swinney 1994). Bu sadece radyometrik yaş tayininin arkasındaki varsayımlara inançsızlık ve verinin geçerliliğini reddir. Yer şekilleri ve yaşamın evrimindeki uniformitarianizm varsayımları da yaratılışçıların sözde bilimcileri tarafından reddedilir. Yine Gish (1978, s 42)'e atıfta bulunalım : "Tanrının nasıl yarattığını, hangi süreçleri kullandığını bilmiyoruz, Tanrının kullandığı süreçler, şimdi doğal evrenin hiçbir yerinde işlememektedir."

3-) Organizmalar basit formlardan daha kompleks formlara doğru geliştirklerinden, evrim termodinamağin ikinci yasasını ihlal eder. İkinci yasa, 19. Yy formülasyonundan bu yana çeşitli biçimlerde tanımlanmış olmasına rağmen, en geçerli versiyonu şöyledir: “Doğal süreçler daha büyük düzensizlik durumuna doğru gitmek eğilimindedir.” (Giancoli 1995). İkinci yasa, entropi kavramına odaklanmıştır. Entropi, bir sistemdeki düzensizlik durumunu ölçen bir niceliktir. İkinci yasa, entropi açısından yeniden tanımlanırsa “İzole bir sistemin entropisi asla azalmaz. Sadece aynı kalabilir ya da artabilir” (Giancoli 1995).

İkinci yasanın evrime uygunluğunu anlamanın anahtarı “izolasyon” kelimesidir. İkinci yasa sadece kapalı sistemlerde geçerlidir. Halbuki organizmalar açık bir sistemde yaşarlar: Dünya, fotosentetik yaşam formlarının güneşin radiant enerjisini yakaladıkları, kendileri ve diğer organizmaların kullanabilecekleri kimyasal enerjiye çevirdikleri bir yerdir. Enerji canlı sistemlere devamlı olarak eklendiği için, söz konusu yasa evrim dinamiklerine uygulanamaz.

4-) Hiç kimse yeni bir türün oluştuğunu hiçbir zaman görmemiştir, öyle ise evrim ispatlanamaz. Evrimciler, türleşmenin doğrudan gözlenebilmek için çok yavaş olduğunu söylediklerinden, evrim ispatlanabilir değildir, yani inanç temelindedir. Türleşme yavaş bir süreç olmasına rağmen olagelmektedir ve çalışılabilir. Bölüm 12’de en iyi çalışılmış örneklerden birini; (Arkadaşlarbu cümleyi aynen yazıyorum, keza değiştirecek olursam müdahale etmiş olurum. Bölüm 12 ise hakikaten uzun ve ayrıntılı deney süreçlerini içermesine rağmen yazmalıyım diye düşündüm ama neredeyse her sayfada bir resim ya da grafik var ve bu şekiller olmadan anlaşılması çok zor olacak. O nedenle merak edenlerin kitabı alıp incelemelerini öneriyorum-Özgür) elma ve meyve kurdunun farklı konak ırklarına göre evrimleşmesini açıklayacağız. Bu sineğin iki formu, yumurtalarını, kurtçukları için besin kaynağı olarak hizmet veren farklı meyvelere bırakırlar. Besin tercihi ve üreme zamanı gibi özelliklerin üzerine işleyen farklı doğal seçilim modellerinin bir sonucu olarak, iki populasyon arasında belli genetik farklılıklar doğmaya başlar. Bu organizmalar üzerine araştırmalar, bir türün ikiye bölünmesi sürecinn başlangıcındaki anahtar olayları ortaya koymaktadır.

On milyonlarca böcek türü bulunduğundan ve çoğu böcek özelleşmiş bitki yiyicisi olduğundan, elma sinek kurdunda olan şey genel bir ilgi uyandırır: belki de bunlar evrim sürecinde birçok kez açığa çıkmış olan bir süreçten şimdi geçmektedirler. Bölüm 12 “türleşme iş başında” üzerine diğer deneysel ve gözlemsel çalışmaları da tanıtmaktadır.

ÇATIŞMAYI MOTİVE EDEN NEDİR?

Doğal seçilim yoluyla evrim, onyıllarca biyolojik bilimlerde en iyi belgelenmiş ve en başarılı teorilerden biri olarak kabul edilmiştir. Birçok bilim adamı evrim ile dinsel inanç arasında bir uyuşmazlık görmez (Easterbrook 1997; Scott 1998) ve birçok Hıristiyan aynı fikirdedir. Örneğin, 1996’da Papa II John Paul, Darwinist evrimin iyi biçimde ortaya konulmuş bir bilimsel sonuç olduğunu tanımış ve Darwinizmi kabul etmenin geleneksel Hıristiyan-Tanrı anlayışı ile uyumlu olduğunu beyan etmiştir.

Eğer evrim gerçeği ve doğal seçilimin doğruluğu tamamen çatışmasız ise ve evrimi kabul etmek Tanrı inancı ile uyuşmakta ise, neden yaradılışçı tartışma evam etmektedir?

Evrim üzerine materyallerin lise kitaplarına konulup konulmaması konusunda bir tartışma da, David Byers isimli Alabama Eyaleti Okul Kurulu’nun bir üyesi “çocuklara kim oldukları ve buraya nasıl geldiklerinin öğretildiğine inanmak için **** ve saf olmak gerekir; bu öğretinin çocuklara neden burada oldukları ve eğer gerçekte görevleri varsa, görevlerinin ne olduğu ve nasıl yaşamaları gerektiği sonucunu çıkarmaları ile bir ilgisi var mıdır?” demiştir (National Public Radio 1993). Bu saptama, bazı yaratılışçılar için, ihtilafın (çatışmanın) bilimsel kanıtların geçerliliği ya da din ile uyumluluğu konusunda olmadığını göstermektedir. Bunun yerine, endişe, evrimin insan ahlakı ve davranışı için ne anlama geldiği konusundadır.
Yaratılışçılar ve evrimciler, çocuklar eğitilirken moral olarak sorumlu erginler olarak yetişmeleri gerektiği arzusunu paylaşırlar. Yaratılışçılar evrim ve evrimcilerle savaşır, çünkü bunun moral olarak tehlikeli olduğuna inanırlar. Diğer taraftan evrim çalışan biyologlar, canlı şeylerin nasıl oluştukları konusunda bilimin ne dediğini çocukların öğrenmeleri gerektiğini ve moral etkisini-eğer varsa- kendilerinin çözmesi gerektiğine inanırlar.

Şimdi siz yukarıdaki hangi grubuna dahil olduğunuzu söyleyebilir misiniz? (Özgür)

Kaynak:
“Evrimsel Analiz” (s 62-70); Scoot Freeman, John C. Herron / Çev. Ed.: Battal Çıplak, Hasan H. Başıbüyük, Süphan Karaytuğ, İslam Gündüz
Palme Yayıncılık, Ekim 2002
ISBN : 975-8624-42-3

Kitabın Özgün Adı: Evolutionary Analysis
Yazarları: Scott Freeman, john C. Herron
Yayıncı Firma: Prentice-Hall, Inc. (2nd Edition 1999)
Orjinal ISBN: 0-13-017291-X

ÜYE İMZASI

En son Joker tarafından 20 Haz 2008 02:08 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
-----
Joker:OguForumu Üye Bilgileri 
  Üye Yorumları   Kayıt: 09.10.2006  Mesaj: 9338   Başlık: 600   19868 ForumPuan
 
Çevrimiçi Tüm çalışmalarını göster  
Mesaj: #1  Başa dön


Yazar Mesaj
bec_ronez
Sevgilisini Klavye İle Aldatan Üye


rapperest
Çevrimdışı

Bölüm: İnşaat Mühendisliği
Üni. Giris Yılı: 2007
Şehir: Harlem

20 Haz 2008 02:07 am >> Mesaj

benim atam insan.başkaları maymun istiyosa öyle olsun banane.hayvanlar evrimleşmiştir belki ama ben insandan olduğuma inanıyorum

ÜYE İMZASI
-----
bec_ronez:OguForumu Üye Bilgileri 
  Üye Yorumları   Kayıt: 05.09.2007  Mesaj: 2996   Başlık: 84   2882 ForumPuan
 
Çevrimdışı Tüm çalışmalarını göster  
Mesaj: #2  Başa dön

Yazar Mesaj
yukes
**Onur Üyesi**


Çevrimdışı

Bölüm: Makina Mühendisliği
Üni. Giris Yılı: 2005
Şehir: eskişehir

20 Haz 2008 02:11 am >> Mesaj

evrim hakıkında çok çok ileri düzeyde bilgiye sahip değilim....
ama tabikide maymundan türemeye inanmayacak kadar az buçuk bilgim var...
evrimin zamanla değişik boyutlarda olduğuna inanıyorum...
aslında buda tam burada dinle birleşiyor...
mesela böceklerin ortam uyumu için renk değiştirme özelliği kazanabilmesi...
yada zürafaların yemek ihtiyaçları için boyunu uzattığı ve bunun kalıtsal bir duruma geldiği gibi....
yada insanın artık kullanmadığı organlarını körelttiği gibi...

din ekseinde bir evrime inanıyorum....
ileride bilinmeyen yönleriyle birleştirilecektir....


yukarıdaki yazıyı okumadım şuan şahsi görüşlerimi söyledim..okuduktan sonra yazı ekseninde bir yorum daha yapacam...

ÜYE İMZASI
-----
yukes:OguForumu Üye Bilgileri 
  Üye Yorumları   Kayıt: 14.11.2005  Mesaj: 12742   Başlık: 430   18790 ForumPuan
 
Çevrimdışı Tüm çalışmalarını göster  
Mesaj: #3  Başa dön

Yazar Mesaj
Omar
Allah akıl fikir versin be üye :P


Siyahın Asilliği
Çevrimdışı

Bölüm: Elektrik-elektronik Mühendisliği
Üni. Giris Yılı: 2005
Şehir: İstanbul West Side

20 Haz 2008 02:22 am >> Mesaj

Evrim hakkında düzinelerce kitap okuudm evrim diye bişeyin olduğuna inanmıyorum

ÜYE İMZASI
-----
Omar:OguForumu Üye Bilgileri 
  Üye Yorumları   Kayıt: 05.05.2007  Mesaj: 7156   Başlık: 210   10770 ForumPuan
 
Çevrimdışı Tüm çalışmalarını göster  
Mesaj: #4  Başa dön

Yazar Mesaj
Joker
Admin


...Toz oldum...
Çevrimiçi

Bölüm: Biyoloji
Üni. Giris Yılı: 2005
Şehir: Eskişehir

20 Haz 2008 02:25 am >> Mesaj

Omar demiş ki:
Evrim hakkında düzinelerce kitap okuudm evrim diye bişeyin olduğuna inanmıyorum

Abi okudugun kitaplara da bağlı... yahya kemal okuduysan inanmazsın tabi çok mulu

Ehlinden okuman lazım yada ehline sorman lazım ;)

Misal okulumuz prof.larından Yalçın ŞAHİN yahut Türkiye çapındaki en söz sahibi kişilerden olan Prof.Ali DEMİRSOY ;)

ÜYE İMZASI
-----
Joker:OguForumu Üye Bilgileri 
  Üye Yorumları   Kayıt: 09.10.2006  Mesaj: 9338   Başlık: 600   19868 ForumPuan
 
Çevrimiçi Tüm çalışmalarını göster  
Mesaj: #5  Başa dön

Yazar Mesaj
By`Dahi
Emektar


manyoo manyağı
Çevrimdışı

Bölüm: İktisat
Üni. Giris Yılı: 2003
Şehir: alisamiyen

20 Haz 2008 02:26 am >> Mesaj

jokicim "harun yahya" nın kitaplarını da ben sana tavsiye ediorum bu konuyla ilgili
okumadıysan ve ilgileniosan okuyabilirisin

ÜYE İMZASI
-----
By`Dahi:OguForumu Üye Bilgileri 
  Üye Yorumları   Kayıt: 29.07.2005  Mesaj: 6181   Başlık: 98   8675 ForumPuan
 
Çevrimdışı Tüm çalışmalarını göster  
Mesaj: #6  Başa dön

Yazar Mesaj
Joker
Admin


...Toz oldum...
Çevrimiçi

Bölüm: Biyoloji
Üni. Giris Yılı: 2005
Şehir: Eskişehir

20 Haz 2008 02:29 am >> Mesaj

By`Dahi demiş ki:
jokicim "harun yahya" nın kitaplarını da ben sana tavsiye ediorum bu konuyla ilgili
okumadıysan ve ilgileniosan okuyabilirisin

Tamamını okumadım ama çok fazla yerini biliyorum ve onlara verilen kapak gibi cevaplarıda biliyorum :)

E birde biyolojide okuduğum içinde bazı şeyleri çok fazla çarpıtarak bazende uydurarak söylediğini farkediyorum rahatlıkkla :)

ÜYE İMZASI
-----
Joker:OguForumu Üye Bilgileri